Ayın Konuğu (2009)
9 Haziran 2004 Çarşamba, 14:24

Romolo Marcopoli:”Türkiye'nin ilk ralli otomobili Anadol’dur”
 

Röportaj: Yiğit Top

Büyük usta rahmetli Renç Koçibey’in uzun zaman yardımcı sürücülüğünü yapan Romolo Marcopoli ile geçmişi, Anadol’ları, Renç Koçibey’i ve o keyifli günleri konuştuk.

Otomobil sporuna olan ilginiz nasıl başladı?
Otomobil sporuna ilgim, Türkiye’de rallinin başlaması ile oluştu. 1968 senesinde başladım, 1974’e kadar pilot olarak yaptım. 1974’den sonra maddi imkanları göz önüne alarak pilotluktan vazgeçtim ve artık bu tarihten sonra da Renç Koçibey ile Co-pilot olarak devam ettim.Ta ki 1980 senesine kadar. O yıl yurtdışına görevli olarak gittim.
İlk otomobilim bir Anadol A1’di. Ondan sonra Anadol STC 16 geldi. Otomobili karşı taraftaki bir Anadol servisi hazırlıyordu ralliye. O zamanki hazırlamalar da aman aman bir şeyler değildi.

Biraz STC 16’dan bahsedelim. STC 16 denildiği zaman bugünkü gençler 3 harfin yan yana gelmesinden başka bir şey anlamıyorlar. Nedir bu STC 16? Nasıl yarış otomobili oldu?
STC 16,yetmişli yılarda yapılan Anadol’un spor modelidir.Çok az adette üretilen Anadol STC 16’ya bu gün artık klasik otomobil meraklılarının garajlarında rastlayabiliyorsunuz .Nahum kardeşler ilk olarak Anadol’u yarışa hazırlayan isimlerdir. Bir tanesi A1, öbürü STC hazırlamıştı.Daha sonra A1’i Şükrü Okçu aldı, STC’yi de ben aldım. Türkiye’deki ilk ralli otomobili Anadol’dur, ilk ralli takımı da Anadol’dur.

Pilotluk yaptığınız yıllarda Co-pilot’unuz kimdi.
4 yıl boyunca pilotluk yaparken ilk Co-pilot’um, çalıştığım şirketten bir arkadaşımdı. Ondan sonra Cüneyt Korur ile yarıştım.Daha sonra da İskender Atakan vardı.

İskender Atakan size Co-pilotluk mu yaptı
Evet, onunla Amatörler Kupası’na girmiştik. Ben daha önce yarışa girdiğim için amatör olarak sayılmamıştım,İskender Atakan sayılmıştı.Daha sonra Yeşil Bursa Rallisi’ne de girdik onunla. İskender Atakan daha sonra pilot oldu ama otomobil sporuna Co-pilot olarak başlamıştı.


Pilotluk kariyeriniz sona erdikten sonra Renç Koçibey ile yarışmaya başladınız. Nasıl başladı bu birliktelik?

O zamanlar Şükrü Okçu’nun elektrikçi dükkanında toplanırdık. Şükrü Okçu’nun dükkanı bizim ralli merkezimizdi. Ben daha erken gelirdim 16.00-16.30 gibi, Cihat’ın iş yeri uzak olduğu için o daha geç geliyordu. Oraya gider gelirdik.Renç ile tanışmamız orada oldu. Bir de Turing’de Perşembe akşamları toplanılırd.Ben maddi sorunlardan dolayı yarışamayacağım STC’yi sattım.STC, Anadol A1’den çok daha güçlüydü. Rençise STC’ye “Arıza Kutusu” derdi. Hiç de beğenmezdi. Bir gün ben gittim Aksaray’dan bir tane STC aldım getirdim Renç’e. Ondan sonra o STC bizim yarış otomobilimiz oldu. Bizim her şeyimiz ondan sonra STC’ye bağlandı. Renç, başta hiç beğenmediği STC’yi zamanla gerçek bir yarış otomobili haline getirmek için çok uğraştı. İlk başta her şeyiyle uğraşıyordu. Amortisörüyle, yol tutuşu ile ilgili her şeyle uğraşıyordu. O da yetmiyormuş gibi bir de hafif kep yaptırmıştı. Ama o pek tutunamadı. O ince kep çok çabuk dağılıyordu. Ön takım, arka takım, amortisör kuleleri, direksiyon, salıncaklar, yani her şeyiyle uğraşıyordu.
Her yarıştan sonra garajında çalışan mekanik arkadaşımıza:“Sök oğlum İsmail”der. STC’nin kepi bir tarafa şasesi bir tarafa her şey sökülürdü.Motor da aynı şekilde. O zaman İngiltere’nin en ünlü yarış otomobili hazırlayıcısı olan David Sutton’dan Renç yarış parçaları alır, bin bir güçlüklerle parçaları getirir ve STC’ye takardı. Yarışlarda gayet güzel dereceler çıkıyordu.STC’nin motoru kuvvetliydi, yol tutuşu çok güzeldi. Ama o yol tutuşu sağlayan da Renç’in otomobil üzerinde yaptığı değişikliklerdi. Bir cadde STC’si ile mukayese kabul etmiyordu tabii ki. O zamanlar kurallar da müsaitti. Bugüne taşırsak, STC bir yerde bugünkü WRC şartlarında yani, bir bazın esas alınarak üstünde her türlü modifikasyonun yapıldığı bir otomobildi. Renç onun her yerini değiştiriyordu. Bir tek motorun, şanzımanın modifiye parçaları Ford’tan alınıyordu. Geri kalan her şeyini Renç kendi başına yapıyordu. Diferansiyel, mesela hep o zamanların en meşhuru olan Atlas’tı. Hey gidi günler hey…

Siz Anadol STC ile yarışırken rakipleriniz kimlerdi?
Porsche’ler BMW’ler vardı. Halil Berkay, Ayhan Tokyay vardı, yalnız Ayhan Baba da hem Porsche, hem BMW 2002 vardı. Sonra Renault takımı geldi, onu Tofaş izledi. Rahmetli Ali Sipahi, Faruk Süren, Aytaç Kot, Engin Serozan, Levent Pekün, Selçuk Karamanoğlu, Haluk Karamanoğlu ile çok keyifli yarışlar yaşadık.
Uzun seneler STC ile yarıştık. Ondan sonra Renç, sokakta kullanmak için bir tane MK1 Escort aldı. O arada da Renç maddi sıkıntılara düştü. 1977 senesinde Renç yurtdışındaydı. Antalya Rallisi vardı. Renç’in adına bir şeyler ödemek lazım, para yok, Renç de yok burada. Ben STC’yi Ali Furgaç’a sattım, Renç’in bundan haberi yok, gelecek ve biz de Antalya’ya yarışa gideceğiz diye biliyor.Ben havaalanında karşıladım onu,bana:” Naber koç nasılsın, otomobil ne alemde?“ dedi.
Ben de dedim ki: “ STC Antalya’da”.
Renç:“ Vay helal olsun” dedi.
Ben daha fazla uzatmadan: “ STC Antalya’da ama biz Escort’la yarışa gireceğiz” dedim”
Bir anda şaşırdı Renç: “Ne demek o?” diye sordu.
Ben de cevap verdim “Olmadı”.
Nedir olmayan falan derken ben:STC’yi sattım,senin için ödenmesi gereken parayı ödedim STC’nin parasıyla” dedim sonunda.
Renç:Tamam sağlık olsun paşam, ne yapalım biz de Escotr’la gireriz yarışa “dedi.
Ve biz o şekilde gittik Antalya’ya. Yarışa da Escort ile katıldık. O yarışta da ikinci olduk.
Bu yarışla ilgili bir de anımız var.Lara yolunda bir otelde kalıyoruz.Çok fazla paramız da yok. Akşam otelin bahçesinde Renç’le yemek yiyoruz.Her zaman olduğu gibi gören geldi masamıza ve sonunda hesap Renç’in üzerine kaldı.
“ Renç ne yaptın?” dedim.
Renç:“Ne yapayım herkes geldi, yedi içti sonra kalkıp gitti, hesap da bana kaldı” dedi. Para yok pul yok ne yapacağız ne edeceğiz. Sağdan soldan toparladık paraları hesabı ödedik.
Escort ile ilk yarışımız buydu işte. Sonra Escort ile 1979 Günaydın Rallisi’ni kazandık. Sonra Akropol’e Anadol ile gittik. Orada da bir anım var.Onu da anlatayım.
Emma Klavuz ve Satvet Çiftçi bize servise gelmişti. Ben alışmıştım o zaman çukur koltuklara. Tuna Koçyiğit’İn yaptığı ve “Tuna Koltuk” diye adlandırılan kenarları yüksek koltuklar vardı.Koltukta zaman karnesinin üzerine otururdum ki istediğim an kolayca ulaşabileyim diye. Yine aynı şekilde yaptım. Servisten çıktık, etaba gidiyoruz. Zaman kontrole yaklaştık.Bir de baktım. Karne yok! Arıyorum yok hiç bir yerde.
Renç “Ne oluyor?” diyor.
“Tamam, tamam sen git” diyorum ama, kıvranıyorum otomobilin içinde. Arkaya bakıyorum, oraya buraya bakıyorum, yok yok yok…
Renç hala “ne oluyor?” diyor.
Ben de ısrarla “ Yok bir şey git “ diyordum, sonunda dayanamadı patladı:
“Geldik artık, daha nereye gideyim” dedi.
Sonra sordu “Kaç dakikamız var?”.
“ Bilmiyorum dedim.”
Renç:”Nasıl bilmiyorsun ver karneyi” dedi.
“Sorun da orada, karne yok ki” dedim.
“Peki” dedi. Kontağı kapattı ve sustu.
Ben: “Renco, bir şey söylemeyecek misin?” dedim.
“Ne söyleyeyim be paşam” dedi.
“Kız, bağır, çağır bir şey söyle” dedim.
Renç: “ Ben, Seben’ de STC’yi tepesinin üstüne bıraktığım zaman, sen bir laf ettin mi?” dedi.
Onu demesiyle zaten sinirlerim keman teli gibi olmuş, ben hüngür, hüngür ağlamaya başladım.
Renç “Ne ağlıyorsun ?” dedi.
Karneyi kaybetmeme kızmamış, ağlıyorum diye kızmıştıı.
O sırada Satvet ile Kılavuz geldi.Satvet’in elinde bizim zaman karnesi.
Meğerse Anadol’un koltuklarının kenarları yüksek olmadığı için benim her zamanki alışkanlıkla koltuğun üstüne koyduğum zaman karnesi serviste otomobilden inerken kayarak yere düşmüş. Ceza yemeden zaman kontrolümüzü yaptırdık. Fakat özel etabın içinde gaz teli takılınca ve indik bir yerden aşağıya.

Renç Koçibey’in otomobil sporuna bakışından bahseder misiniz?
Renç Koçibey, her şeyi otomobil sporuolan bir insandı. Damarlarında motor yağı dolaşıyordu dersem yanlış olmaz herhalde. Her şeyini otomobile sporuna adamış, yemek yemeyip,yarış lastiği almayı tercih eden bir adamdı işte.Otomobil sporuna çok büyük desteği oldu. O zamanlar Renç Koçibey bir idoldü. O zamanlar yarış yapıp da ondan yardım almayan çok az kişi vardır diyebilirim.
Ben 1980’de Nijerya’ya gittim ve rahmetli ile ayrıldık. Arada Türkiye’ye geliyordum ve geldiğimde yarış seyretmeye gidiyordum. Daha sonra Almanya’ya geçtim ve bu arada da biz Renç ile küstük. Derken Almanya’da çalıştığım sırada bir gün telefon geldi Renç’ten. Mitsubishi Starion’u almaya gelmiş Almanya’ya. Sonra birlikte Türkiye’ye döndük. Starion ile de birkaç yarışa girdik.
Daha sonra Renç’e ikinci bir Mitsubishi Starion gelmişti. Bu sefer ki Ralliart’ta hazırlanmış gerçek Grup A bir Starion’du. Onunla Yunanistan’a gitmiştik. Son özel etabın finişini geçtikten sonra takla attık ve yarışı bitiremedik. Son yarışım o oldu Renç’le birlikte. Ondan sonra da Renç’e Team Menajerlik yaptım. Team Menajerliği de de Rallye du Var sonrasında bitirdik.
Otomobil sporlarını bırakınca denize vurdum kendimi, denizci oldum. Tekne, yelken derken iyice denizle haşır neşir oldum.Aslında hala otomobil sporuna karşı bir heyecan var içimde. İlk bıraktığım zamanlar seyretmeye bile gitmek gitmek istemiyordum, çünkü heyecanlanıyordum. Ondan sonra bir hafta ben onun sıkıntısını çekiyordum. Ondan sonra da tamamen bıraktım.

Siz bilgisayar sistem uzmanısınız. Bugünkü yarış otomobillerinin sistemleri tamamen elektronik üzerine kurulu. Geçmiş zamanda yarıştığınız otomobilleri düşününce bunu nasıl buluyorsunuz?
Bence eskiden yarış edenler bir şeyler öğreniyordu. Eksantrikti, pistondu, kapak taşlamaydı, bunları öğreniyordu. Şimdi öyle şeyler pek kalmadı.Otomobil yarışlarının üzerinde artık her şey o kadar bilgisayar üzerinden yapılıyor ki insan unsuru artık sadece o bilgisayarı kullanmak için var. Yani son zamanlarda bilgisayar olarak baktığın zaman, o zamanlar tripmasterlar vardı. Onlar mekanikti, basardın çekerdin, o şekilde sıfırlardın. Ondan sonra onların elektronikleri çıktı. 80 tane düğme vardı. Onları da öğrenmek için bir hafta kurs görmek gerekiyordu neredeyse. Şimdi ise Dünya Ralli Şampiyonası’nda otomobil etabın içindeyken motorunda ne olup bitiyor, kaç kez vites değişmiş, pilot nerede hata yapmış hepsi meydana çıkıyor, otomobilin bütün hikayesini okuyorsunuz. Yani her şey başka bir boyuta taşındı. Eskiden bir Dünya Ralli Şampiyonası olduğunda yarış sonucunu öğrenmek için haftalarca beklerdik. Şimdi ise etap dereceleri anında geliyor. Mukayese edilemez yani.

Sokak
köpekleri…

Yaşamak için
her gün
mücadele
ederler
sokak
köpekleri…
 
 
 
© 2017 Tüm içerik rallispor.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz.
tasarım: rallispor.com. içerik yönetim sistemi: siliconbase.com