Ayın Konuğu (2009)
12 Eylül 2005 Pazartesi, 18:29

Yusuf Aramacı: “Önce yarıştım, sonra yarıştırdım, halen yarıştırıyorum”
 

Röportaj: Yiğit Top

Ayhan Tokyay gibi Türk Otomobil Sporu’nun önemli bir pilotuna uzun süre co-pilotluk yaptı. Dünya Ralli Şampiyonası’nda yarışan ilk Türk Ralli Takımı’nın teknik sorumlusu olarak ülkemizin adını yurt dışında duyurdu. Bu ayki konuğumuz Yusuf Aramacı.

Türkiye’de otomobil sporlarının olduğun nasıl fark ettiniz ve bu ilginiz nasıl başladı?
1972 senesinde çalıştığım Boronkay isminde bir Tofaş bayii vardı ve oranın da bir ralli grubu vardı. Mete Oktar ve Levent Pekün’e servis veren ekipte görev almıştım oyıllarda. Beni büyük bir kamyona koymuşlardı hiç unutmam :“Otomobillere benzin koyup lastik takacaksınız” demişlerdi. İlk tanışıklığım bu şekilde gerçekleşti. İki sene böyle devam etti. 1974 senesinde askere gittim. 1975’de askerden döndükten sonra yine bu sporu çok yakın takip etmeye başladım. Aynı sene ilk kez bir ralli otomobiline rahmetli Ayhan Tokyay’ın co-pilotluğunu yapmak üzere bindim. İlk rallimiz 1975 Hitit Rallisiydi. Benim için o seneler Ayhan Tokyay, Renç Koçibey, Lem’iTanca, Faruk Süren, Demir Bükey, Ali Sipahi, Levent Pekün ve İlkay Bilgişin gibi kişiler o kadar erişilmezdi ki bu kişilerden birisinin yanına oturmak beni daha çok heyecanlandırmıştı. Bir sene Ayhan Tokyay ile öyle yarıştık. Hitit’in ardından Bulgaristan’da Zlatni Rallisi’ne katılmıştık ki, o zamanlar da Avrupa Şampiyonası’nın önde gelen yarışlarından biriydi. Co-pilotluğumun ilk senesinde böyle büyük bir ralliye girmiştim ve 21 yaşındaydım. Yarıştığım insan da benden 20 yaş büyük birisiydi ve o dönemin önde gelen pilotlarından biriydi. Yabancı bir ülkedesiniz. O zamanlar öyle çok fazla antrenman yapmışlığımız da yoktu.Tripmaster’ımızın teli kopmuştu. Fakat ben road book’u takip ederek yaklaşık altı km sonra sağa dönüleceğini biliyordum bunu Ayhan Tokyay’a defalarca söylememe rağmen o da bana bana ısrarla Tripmaster’ i telii tamir etmemi söylüyordu. İtiraz da edemeyeceğiniz bir durumdu. Ben bununla uğraşırken polis karakolunu gördüm buradan girmemiz lazım dedim. Sen ne anlarsın dedi devam etti ve 60 kilometre sonra yanlış yolda olduğumuzu anladık. Geri döndük ve benim dediğim yerden içeri girdiğimizde yaklaşık bir sekiz dakika cezalı geldik masaya. Ayhan Tokyay, hiç unutmam otomobilden indi ve: “Bir co-pilot yüzünden yarış bırakıyorum, yarışmıyorum vazgeçtim.” diye bağırıp çağırmaya başladı. Rahmetli Ali Sipahi de oradaydı. Gençliğin verdiği heyecanla “Ben de yarışmam bu adamla” deyip bir kenara oturduğumda bana: “Şimdi bu işi burada bırakırsan bir daha otomobil sporunu hiç yapamazsın. Sen devam et biz Ayhan’ı ikna ederiz. Göreceksin bu spor ileride senin için daha eğlenceli hale gelecek” dedi. Onun sözleri benim için çok değerliydi. Biz devam ettik ve bu yarışı bitirdik. Üç sene Ayhan Tokyay ile yarıştım. En son da 1978 senesinde Antalya Rallisi’ne Porsche ile girdik. Ayhan Tokyay’dan sonra Şükrü Okçu ve Ali Furgaç ile yarıştım. İkisi de yarış hayatımda en çok zevk aldığım ve eğlendiğim pilotlardı. Ali Furgaç kendine münhasır, hızlı bir pilottu. Hasan Şahin ile yarıştım sonrasında. Kendisi bir Ford Escort RS 2000 getirmişti. 1981 senesinde Türkiye’den İtalya’ya giderken Plovdiv’de Emre Yerlici’ye rastladım. Murat 131 ile bir yarışa giriyordu. Co-pilotu gelmemişti. Ben orada tamamen seyirci ve alakasız biriydim. Bana gel beraber girelim dedi ve Emre Yerlici ile de bir yarış yaptık. Bitime iki özel etap kala çok iyi gitmemize rağmen takla atıp yarış dışı kaldık. Mahmut Eryiğit ile birkaç yarışa girdik Porsche 911 ile.

Yarış otomobili hazırlamak işine nasıl başladınız?
Ayhan Tokyay ile yarıştığımız zamanlarda ben kendime bir dükkan açmıştım ve yarış otomobilleri hazırlamaya çalışıyordum. Özellikle Renç Koçibey’den, Ford ve Anadol hazırlaması ile alakalı çok şey öğrendim. Emma Kılavuz motor konusunda bana çok şey öğretti. 1980 senesine geldiğimizde Cihat Gürkan’dan bir Anadol STC almıştım. Onunla iki yarış yaptım ama kendimi hiçbir zaman bir ralli pilotu olarak görmedim. Beni her zaman bu sporda otomobilin hazırlanması ve servis verilmesi aşamaları daha çok cezbetmiştir.1980 senesinde ülkemizde oluşan şartlardan dolayı da İtalya’da hayatımı devam ettirmeye karar verdim. Bu benim için beş senelik bir maceraydı. İyi ki de yapmışım derim hep, çünkü otomobil sporu ile ilgili hakikaten orada çok şey öğrendim. Belki bu yaşantım daha uzun sürecekti. Ama bilirsiniz insanların hayatında belli kavşaklar vardır. İtalya’daki son yılımda Bersini’yi tanımak kısmet oldu. Bu işin tam olarak nasıl yapılacağını Bersini’den öğrendim. Bersini ile ilk ciddi iş yapmamız Emre Yerlici ile birlikte başladı. 1985 senesinde rahmetli Yavuz Malkoçoğlu İtalya’ya bana yine rahmetli başka bir arkadaşım olan Ömer Kutluay ile ziyarete gelmişti. Uzun bir süre benim evimde kaldılar. Dönüş zamanı geldiği anda bana: “Hadi topla dolabında ne varsa Türkiye’ye birlikte dönüyoruz” dediler. Her şey o kadar ani gelişti ki ben onlarla bir anda kendimi Türkiye’de buldum. 1985 yılının Nisan ayında Yavuz Malkoçoğlu ile birlikte Tam Oto Servis’i açtık. Çok güzel bir iş birlikteliğimiz vardı Yavuz’la. Bu sırada bizim sürekli ziyaretimize sevgili dostumuz İskender Atakan geliyordu. İskender bilindiği gibi geçmişte bir dönem başarılı bir yarışçılık dönemi geçirmiş ama bir takım imkansızlıklardan dolayı bırakmak zorunda kalmıştı. Kendisi deyim yerindeyse yeniden dönmek için kurtlanıyordu. Bana otomobil hazırlayın deyip durmaya başlayınca Yavuz kalktı Fransa’dan kullanılmış bir Renault 11 Turbo aldı geldi. İlk ciddi hazırladığımız yarış otomobil aslında benim için odur. 1987 senesinde Marlboro takımı bünyesinde görev almaya başladık. Kalevi Aho ve İskender Atakan’a servis veriyorduk. Kalevi Aho için burada birkaç şey söylemek isterim. Kendisinin Türkiye’de yarıştığı yıllar bü ülkede otomobil sporu için bir dönüm noktasıdır. Çünkü kendisi hakikaten nasıl hızlı gidilmesi gerektiğini bizlere öğretti. Ondan sonra İskender Atakan bayrağı devraldı. Grup A Renault 11 Turbo ile yaklaşık iki sene devam ettik. Rakiplerimiz dört tekerlekten çekişli turbo otomobillerle yarışmaya başlayınca bizim de artık böyle bir modele geçmemiz düşünüldü. Ben de İtalya’ya giderek yaptığım araştırmalardan sonra Grup N Lancia’da karar kıldık. Bu ayrıca bizim Bersini ile ortaklığımızın ilk başlangıcı olmuştu. O sene Türkiye Ralli Şampiyonası’nda Grup N birinciliğini kazandık.

1990 sezonunda grup A Lancia ile başa güreşme kararı aldınız ve Emre Yerlici-Castrol ikilisine karşı büyük bir mücadeleye girdiniz. O sezonu bize anlatır mısınız?
O sene yaşadığımız yoğunluğu bir daha yaşar mıyız bilmiyorum ama yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 30 yarışa girdik takım olarak. Cumhurbaşkanlığı Kupası yapılıyordu ve biz her dalda yarışa katılıyorduk. İki otomobilimiz vardı. Hiç unutmam Halkidiki Rallisi ile İstanbul Pist yarışı aynı hafta sonuna denk gelmişti. Biz önce İstanbul Pist’e girdik ve bitiminde evimize dahi uğramadan özel uçakla Yunanistan’a gidip o yarışın startını almıştık. Aynı şekilde yine İskender Mudanya Tırmanma’ya girdi ve ardından hemen özel uçakla yurt dışına başka bir ralliye gitti. Bu derece inanılmaz yoğun bir tempomuz vardı. Neredeyse her hafta sonu bir yarışımız vardı. O sene Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Türkiye Pist Şampiyonluğu’nu kazandık. 1991 senesinde de bu yoğunluğumuz devam etti. Yurt dışı rallilere katılarak şampiyonaya daha çok puan getirmeye karar verdik. Benim için hayatımda çok önemli bir yere sahip olan Güney Kıbrıs Rallisi’ne de girdik o yıl.

Politik yönden sorunlar yaşadığımız bir ülkeye gitmekten dolayı neler hissetmiştiniz?
Barış Harekatı’ndan sonra oraya giden ilk Türklerdik. Kıbrıslı Rumlar bizi görünce çok şaşırmışlardı.Yanımızdaki mekanikler İtalyandı.Ekipteki Türkler ben, İskender Atakan, Yusuf Avimelek ve Demir Bükey’di. Limasol’a geldiğimizde orada etap sonunda bulunacak olan servis minibüsümüz arıza yaptı ve gidemeyecek duruma düştü. Biz yarıştan çekilecektik. İş oralara kadar geldi. Biz bunları aramızda konuşurken orada yaşayan ve Türkçe bilen birisi yanımıza geldi ve bize: “Siz bunu ne problem ediyorsunuz. İsteyin size bizim minibüsü tahsis edelim.” dedi. Biz böyle bir yaklaşımdan dolayı çok şaşırmışken yanındaki arkadaşı: “Hayır benim minibüsümü alsınlar” dedi ve aralarında tartışma çıktı. Neticede biz de bu tartışmaya son vermek için ikisinin de minibüsünü ödünç aldık. Hatta hiç unutmam bunlardan birisi dışı rengarenk boyalı ve çikolata taşıyan minibüstü ve içi mis gibi çikolata kokuyordu. İlk günün gecesi Ralli otomobilimizdeki silindir arızasını hallettik. O arızadan dolayı İskender altıncılığa kadar düşmüştü. İskender ikinci gün son özel etap öncesi atak yaparak dördüncülüğe çıktı. Önünde Toyota Celica ile yarışan bir Yunanlı pilot vardı ve aralarındaki fark 19 saniyeydi. Aslında dördüncü de olsak o puan bizim şampiyon olmamıza yetiyordu.İskender o özel etapta önündeki Yunanlıyı 30 saniye farkla geçip Genel Klasmanda üçüncü oldu.Orada tarifi imkansız duygular yaşadık.Sonrasında ödül törenine geldik. Ödül töreninde genel klasman üçüncüsüne çok ciddi bir para ödülü vardı. Kupa almak için sahneye ekibimizi çağırdıklarında İskender Atakan çok duygusal bir konuşma yaptı ve bütün salon tarafından ayakta alkışlandı. İskender bunun ardından kazanılan para ödülünü Kıbrıs Barış Harekatı sırasında sakat kalanlar için kurulmuş vakfa bağışladığını açıkladı. Bu jest orada hiç abartısız salonda bulunan herkesin göz yaşlarını tutamayıp ağlamasına sebep olmuştu. Bir ara Bersini’ye baktığımda onun da ağladığını gördüm.: “Sen neden ağlıyorsun” diye sorduğumda: “Ben niye ağlıyorum bilmiyorum ama salondaki herkesin ağlaması beni de ağlattı” diye cevap vermesi beni güldürmüştü. Neticede çok çok iyi karşılandık. Benim hayatımda unutamayacağım yarışlardan birisi oldu.
1992 senesinde Lancia’nın yeni HF Integrale ralli otomobili o sene Dünya parkurlarına yeni çıkacaktı. Biz de otomobilin geçen sezon bitiminde parkura çıkacağını biliyorduk ve İtalya’ya sipariş ettik. Fabrika takımınınkiler ile aynı anda bizim otomobilimiz de hazırlanmaya başladı. Fabrika takımının haricinde dünyada bu otomobili yarıştıran tek özel takım bizdik. Hatta biz bununla da kalmayıp aynı sene pist için de bir tane daha yaptırdık.

Aynı sene sizin hayatınızda üzücü bir anı olduğunu bildiğimiz bir feribot yangını yaşadınız. O gün olanları bize anlatabilir misiniz?
O yaşadıklarım benim hep hafızamdan silip atmaya çalıştığım kara bir hafta sonudur. İstanbul’da bütün yarış otomobillerimizi ve servis minibüslerimizi İstanbul Feribotu’ na yükleyip İzmir’e pist yarışı için yola çıkmıştık. Rahmetli Bersini, Ömer Kutluay, ben ve mekaniklerimiz ekibimizi oluşturuyordu. Kalktıktan tam beş saat sonra akşam vakti gemide bir yangın çıktı. Çok büyük bir yangındı ama Allah’a şükür diyorum ki hepimiz hayatımızı zor da olsa filikalara atlayarak kurtardık. Bizi denizden Türk bandıralı bir gemi alıp Çanakkale’ye götürdü. Akabinde bizi İstanbul’a bir otobüsle getirdiler. İstanbul’a geldiğimizde hemen garaja gidip Serdar Bostancı, Emre Yerlici’nin de desteğiyle (Bizim o zamanlarda rakiplerimizdi bu isimler ama böyle zor günümüzde hemen gelip bize çalışmalarımızda destek olmuşlardı) rallilerde kullandığımız Lancia’yı piste çevirmeye başladık. Sabaha kadar çalışarak otomobili hazırladık ve İzmir’e yolladık. Ardından da biz oraya gittik.. Sonuçta takımımız için kötü bir hafta sonuydu. O sene sonunda Lancia ile Türkiye Ralli ve Pist Şampiyonlukları’nı kazandık.

Lancia dönemleri bittikten sonra yeni marka tercihiniz Ford oldu. Ford ile yarıştığınız seneleri bizim için değerlendirebilir misiniz?
1994 senesinden itibaren Ford markası ile yarışmaya başladık. O sene Türkiye Ralli Şampiyonu olduk aslında, ama bu başarı çok büyük zorluklarla geldi. 1994’ün sonunda İskender Atakan aktif yarış hayatını noktaladı ve bayrağı Volkan Işık’a devretti. 1995 ve 1996’da Ford Escort Cosworth ile yarışmaya devam ettik. 1997’de Türkiye’de sigara reklamlarına yasak geldikten sonra biz Marlboro’nun sponsorluğunda Avrupa Ralli Şampiyonası’nda yarışmaya karar verdik. Yine bir ilki gerçekleştirerek Ford Escort’un yeni WRC modelini getirdik. Lancia’daki gibi fabrika takımının haricinde ilk Escort WRC yarıştıran özel takım bizdik. Bu otomobil Carlos Sainz’in, Monte Carlo Rallisi’nde yarıştığı otomobildi. O sene Avrupa Şampiyonası’ nı üçüncü bitirdik. Nejat Avcı da F2 klasmanında şampiyon oldu.

1998 senesinde de yine başka bir ilke imza atarak FIA Teams Cup’da mücadele etmeye başladınız. O seneler sizin açınızdan nasıl geçti?
Biz 1998 yılında Toyota markası ile yarışmaya karar verdik ve Celica modeliyle FIA Teams Cup’da mücadele etmeye başladık. 1999’da ise Corolla WRC ile yarıştık. Önce Volkan Işık, sonra da Serkan Yazıcı ile çok önemli başarılara imza attık. Volkan Işık ilk kez bir Dünya Ralli Şampiyonası’nda puan alan Türk pilotu oldu. Bu konuda mütevazi olamayacağım, Dünya’ da, motor sporlarının Türkiye’deki varlığını ilk duyuran Team Atakan’dır. 2000 senesi sonunda Marlboro bir karar aldı ve bütün özel takımlar üzerindeki sponsorluklarını geri çekti. Bizim için bu da hayatımızdaki başka bir dönüm noktası oldu. 13 senedir üzerimizde büyük desteğini hissettiğimiz bir dev firma sponsorluğunu çekince bütçelerimiz de sarsıldı. Bu yüzden 2001 senesinde ne yazık ki FIA Teams Cup’a giremedik. Bizim hedeflediğimiz büyük bütçeleri karşılayabilecek başka bir sponsor bulamayacağımızı esasında biliyorduk. Benim büyük gayretlerim ve İskender Atakan’a baskılarım sonucunda 2001 senesinde birkaç sponsor desteğiyle sadece Türkiye Ralli Şampiyonası’ nda yarıştık ve Serkan Yazıcı ile şampiyon olduk. O sezonun sonunda Team Atakan ve Toyota Corolla WRC dönemi noktalandı. Ben de daha sonra sahibi olduğum Speed Turcars adına 2002 ve 2003’de Opel Motorsports takımına servis hizmetleri verdim. Daha sonra Opel ile yollarımız ayrıldı ve ST Racing adını verdiğim takımımla faaliyetlerimi sürdürmeye devam ettim.

Sokak
köpekleri…

Yaşamak için
her gün
mücadele
ederler
sokak
köpekleri…
 
 
 
© 2017 Tüm içerik rallispor.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz.
tasarım: rallispor.com. içerik yönetim sistemi: siliconbase.com